Sitemize Hoşgeldiniz...
- İdeal implantın özellikleri nelerdir?
İdeal implant bazı özelliklere sahip olmalıdır: (1) Biyolojik olarak uyumlu olmalıdır; (2) nontoksik olmalıdır; (3) nonallerjik olmalıdır; (4) yabancı cisim inflamasyon cevabı oluşturmamalıdır; (5) mekanik olarak güvenli olmalıdır; (6) rezorbsiyon ve deformasyona dayanıklı olmalıdır; (7) mikroorganizmaların gelişimine destek olmamalıdır; (8) kolay şekil verilebilmeli, çıkartılabilmeli ve sterilize edilebilmelidir; (9) radyolüsent olmalıdır (BT ya da MR çekimlerinde etkileşime neden olmamalıdır). '
- Alloplastik implantasyonun amacı nedir?
İmplantasyonda amaç, alıcıda minimal reaksiyon oluşturarak kayıp olan kısımların taklit edilmesidir. Polimerler en sık burun, çene, kulak ya da meme implantları şeklinde ve boşluk doldurarak kontür restorasyonu sağlamada kullanılmaktadırlar. Polimer grubu malzemelere verilen biyolojik yanıt, genellikle normal düzeyde bir inflamatuar cevap, kollajen fiberlerinin depolanması ve implantı 4-6 hafta içinde enkap- süle eden fibröz bağ dokusu gelişimi şeklinde olur. Bazı durumlarda miyofibroblast aktivitesine bağlı olarak kısıtlayıcı kapsüler fibrosis oluşmaktadır. Bu durumda bazen cerrahi korreksiyon gerekebilir.
İmplantı çevreleyen doku kalitesi de dikkate alınmalıdır. Kan dolaşımının sınırda olması durumunda (radyoterapi uygulanmış bölgeler) implantın atılma şansı yüksektir. İmplantın dar bir poşa yerleştirildiği durumlarda ise implant altındaki kemikte rezorbsiyon görülme riski yüksektir. Sert özellikte implant uygulamalarında dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır: (1) kenar ve köşeleri keskin olmamalı, (2) implant deri ve subkutanöz doku altına ve olabildiğince derine yerleştirilmeli, (3) çevre doku ve üstündeki ciltte gerginlik olmamalı, (4) insizyon, implanttan olabildiğince uzak olmalı, (5) implant hırpalanmadan yerleştirilmeli, (6) implant amaca uygun sertlikte olmalıdır (yumuşak doku replasmanı için sert implant kullanılmamalıdır).
- Oppenheimer etkisi nedir?
1948'de Oppenheimer deney hayvanlarında kullanılan metal implantların tümör oluşumunu indükle- diğiııi bildirmiş. Daha sonra yapılan çalışmalarda materyalin kompozisyonunun önemli olmadığı ancak, kullanılan implant yüzeyinin pürüzsüz olması durumunda tümör oluşum riskinin maksimum olduğu gösterilmiştir. Tümör gelişimi için minimal bir implant boyutunun (ratlarda 0.5 cm x 0.5 cm) ve minimal bir sure (ratlarda 6 ay) gerekmesi bu fenomenin diğer özelliklerini oluşturur. Tümörler genellikle ortalama 300 günlük latent periyoddan sonra ortaya çıkar.
İnsanlarda alloplastik implant komşuluğunda tümör oluşumunu ve bunun Oppenheimer fenomeni ile uyumlu olduğunu bildiren yayın sayısı oldukça azdır. İnsanlarda yapılan geniş klinik deneylerde medikal alloplastlar ile karsiııogenezis arasında güçlü bir ilişki olduğu gösterilememiştir. Ancak implantların onko- jenik potansiyeli olmadığının kanıtlanması için 20-50 yıl gibi uzun süreli takiplerin yapılması gereklidir.
- Biyolojik olarak absorbe olabilen plak ve vida nedir?
Absorbe olabilen polimerler üzerinde yapılan çalışmalar sonucu rezorbe olabilen poli-L-lactic asit (PLA) ve poliglikolik asit (PGA) gibi implante edilebilen materyaller geliştirilmiştir. PLA tek başına kullanıldığında hidrolize olması aylar hatta yıllar alan kristalin bir kafes oluşturur. PGA ise yalnız kullanıldığında gerilim kuvvetini kısa sürede kaybetmekte ve haftalar-aylar içinde rezorbe olmaktadır. Saf PGA, ilk kez De- xoıı sütür adı altında piyasaya sürülmüştür. Vicryl ise % 8 PLA ve % 92 PGA karışımından oluşur. Vicryl'e benzeyen ve kondrosit hücresi ekilmiş PLA/PGA polimeri doku mühendisliğinde kıkırdak çatı olarak kullanılmaya başlanmıştır. PLA (% 82) ve PGA (% 18) içeren kopolimerler başlangıçta yeterince dayanıklılık sağlayan ve 9-15 ayda komplet rezorbe olan implantlardır. Bu kombinasyon emilebilen cerrahi klip olarak «ıllanılmakta iken 1996'da LactoŞorb kraniyofasiyal plak fıksasyon sistemi olarak piyasaya sürülmüştür.
Pediyatrik kraniyofasiyal cerrahide titanyum malzeme yerine emilebilen PLA/PGA kullanılmasının ıvantajı, plakların emilmesi ve kalıcı plakların neden olabildiği iııtrakraniyal migrasyon ve kraniyum bükmesini bozma gibi sorunların görülmemesidir. Metal fiksasyon, postoperatif kırık iyileşmesinin takibinle, radyolojik görüntüleme ve onkolojik takiplerde sorun yaratmaktadır. Başlangıçta yeterince dayanıklı- ığa sahip olması ve komplet rezorbsiyonun bir yılda tamamlanması gibi özellikleri nedeni ile LactoŞorb, raniyofasiyal cerrahide değerli bir materyaldir.
Plastik cerrahi'de hangi metaller implant olarak kullanılmaya uygundur?
(1) Paslanmaz çelik, (2) Vitalyum ve (3) titanyum. Bunlar el cerrahisi ve kraniyofasiyal cerrahide plak-vida setleri olarak ve ayrıca hemoklip, kraniyal plak, artifisyel eklem ve dental implant olarak da kullanılırlar.
Paslanmaz çelik ilk kez 1920'lerde biyomedikal implant olarak kullanılmış, demir-krom-nikel alaşımından oluşan geniş bir gruptur. Paslanmaz çelikten yapılan ortopedik cihazlar kraniyofasiyal cerrahide ri- jid fiksasyon amacıyla kullanılmak üzere adapte edilmişlerdir. Ancak, yıllar içinde yüksek oranda korozyo- na uğradıkları ve implantta başarısızlığa neden oldukları saptanmıştır. Paslananız çelik ile karşılaştırıldığında vitalyum ve titanyum, dış yüzeylerinde oluşan oksit tabakası nedeniyle korozyona çok dayanıklıdırlar.
Vitalyum, kobalt-krom-molibden alaşımı olup 1930'larda kullanıma girmiştir. Metal yorgunluğu ve fraktür yönünden titanyum ve paslanmaz çeliğe göre daha yüksek rezistansa sahiptir. Gerilime rezistansı nedeni ile daha düşük profilli ve delikler arasındaki birleştirici barların daha dar olduğu plaklar uygulamak mümkündür.
Titanyum Avrupa'da implant olarak 1940'larda tanıtılmıştır. Saf titanyum, vitalyum ve paslanmaz çeliğe gore daha yüksek bükülebilme özelliğine sahiptir. Bu özelliği nedeniyle kompleks topografiye sahip yüz bölgesinde kullanımı daha kolaydır (orbitadaki blow-out kırıklarında orbita taban rekonstrüksiyo- nu için titanium mesh kullanılması). Titanyum alaşımı (titanyum-aluminyum-vanadyum) ise vitalyuma benzer sağlamlıktadır. Tüm metal implantlar arasında titanyum korozyona en dayanıklı olandır, ayrıca BT ve MR görüntülemede en az artefakta neden olur.